!..lütfen..! sizde destek çıkın sivasspor'umuza

!..lütfen..! sizde destek çıkın sivasspor'umuza
sivas yaz 5058 ' e göder...

üye olun güzel bir site

ziyaret etmeniz

süper karakalemler bu sitede

?

?

beatiful !!!!!

beatiful !!!!!

29 Temmuz 2008 Salı

YORUM EKLEMEK İÇİN

YORUMU TIKLAYIN VE YORUMUNUZU KAYDEDİN VE SİTEYE ÜYE OLUN:)

Hiç yorum yok:


BÜLENT UYGUN

BÜLENT UYGUN
Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Porto kentinde konakladıkları otelde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ilk maçtaki talihsiz mağlubiyetin insanlarda üzüntüye neden olduğunu belirterek, en azından buradan güzel bir skorla dönerek sevenlerini mutlu etmek istediklerini söyledi.
Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Porto kentinde konakladıkları otelde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ilk maçtaki talihsiz mağlubiyetin insanlarda üzüntüye neden olduğunu belirterek, en azından buradan güzel bir skorla dönerek sevenlerini mutlu etmek istediklerini söyledi. Eksiklikleri olduğunu buna rağmen güzel şeyler yaptıklarını ispat ettiklerini kaydeden Uygun, futbol mantaliteleriyle sahaya tüm güzellikleri sunarak, en güzel sonuçla ülkeye dönmek istediklerini belirtti. Bunu başarabilecek güçte olduklarını, futbolcularına güvencinin tam olduğunu kaydeden Uygun, “Son yıllarda yaptığımız başarılar herkesin takdirini kazandı. Yeni sezonda da, takıma yeni katılanlarla birlikte aynı şekilde güzellikleri sunacağız'' dedi. UEFA'nın sitesindeki “balon'' benzetmesini de eleştiren Uygun, Sivasspor'un balon olmadığını, bu durumun kendilerini üzdüğünü belirterek, tarafsız olması gereken böyle bir örgütün bu yorumunu doğru bulmadıklarını kaydetti. Braga karşısında futbol felsefelerini sahaya yansıtarak kazanan ve turu geçen taraf olmak istediklerini anlatan Uygun, “İlk maçta iyi oynamamıza rağmen, rakip bir kere gelerek hatta gelmeden 2-0 galip ayrılıyorsa, biz de yapabiliriz'' dedi. Uygun, “Eleneceksek de futbol adına güzellikleri sahaya yansıtarak elenelim'' diye konuştu.

“KALEDE VOLKAN'I DÜŞÜNÜYORUM'' İlk maçta yediği hatalı gol nedeniyle eleştirilen genç file bekçisi Volkan'a da sahip çıkan Bülent Uygun, idmandaki durumuna bakıp, kaleci antrenörüyle de görüşerek bu maçta kaleyi Volkan'a teslim etmeyi düşündüğünü belirtti. Dünyanın en iyi kalecilerinin de böyle bir hata yapabileceğini, ifade eden Uygun, genç kaleci Volkan'ın ileride Milli Takım'ın file bekçisi olacağına inandığını belirterek, ''Maç kaybettik diye futbolcu satmayız. Şanssız gol yemiştir ama Volkan'a güvenim sonsuz'' diye konuştu.


SİVAS ERKEĞİ

Sivas Erkeği bayan erkek farketmez herkese gardaş der
Sivas Erkeği bağlama çalar,ıslık çalma
Sivas Erkeği aşık olmaz,çünki aşkın kitabını yazmıştır
Sivas Erkeğine aşk atalarından yadigardır.(aşık veysel,pir sultan abdal ve daha nice sayamadığımız ozanlar)
Sivas Erkeği gurbet değil,Türkünün hepsidir.Her Türküde Ondan bahsedilir..
Sivas Erkeği ekmeğe lavaş,godoşa gadaş der
Sivas Erkeği la bağlacını mutlaka her cumlenin arkasında kullanır.Bazılarında bu kesmez her kelimenin arkasında kullanır
Sivas Erkeği etli dohturur,kelle gırdırır
Sivas Erkeği timurun torunudur
Sivas Erkeğinin duvarda asla işi olmaz,işini tavanda halleder
Sivas Erkeği kılıcını sivas biçağı gibi kullanır
Sivas Erkeği çekinmez,çekindirir(çekunmez,çekundurur)
Sivas Erkeği herşeyin hakkını bir şekilde verir
Sivas Erkeğinin delikanlısı çoktur yumşağı yoktur
Sivas Erkeği mertliğini havasının sertliğinden alır

1

Sivas Erkeği Allah'a (C.C.) Kitaba laf ettirmez,edeni asla affetmez.
Sivas Erkeğinin atı,iti,sırtı yere gelmez
Sivas Erkeği delidir,gerek görürse romayıda yakar
Sivas Erkeği kibarlılığı sever ama belli etmez
Sivas Erkeği doğasından aldığı enerjiyle yasar
Sivas Erkeğinin muhtac oldugu kudret doğuştan gelir
Sivas Erkeğinin yavru vatanı istanbul,anavatanı sivastır
Sivas Erkeği saflığa aşırı önem verdiğinden sıvı içeceklerin hepsini katkısız içer
Sivas Erkeği kimseyle çıkmaz,illa çıkacaksada evlenir
Svas Erkeği avradına yerine göre değerini verir.Uygun görürse sever,yada döver
Sivas Erkeği sevmez,sevilir-terketmez terkedilir


2

Dunya az bişey köşeliyse bu farkı Sivaslılar yapar
Sivas Erkeği kominakasyonunu bagırarak sağlar
Sivas Erkeğinin iti elinde bıçağı belindedir
Sivas Erkeği galibaya ellaham,havalanmaya govelenme der
Sivas Erkeğinin mertliği dilinde değil yüreğindedir
Sivas Erkeği her kavgaya girmez,sebepsiz adam dövmez,
Sivas Erkeği gördüğü haksızlıklara fazla ses çıkarmaz zira o sırada dövuyordur(yani Çökmüştür)

SİVS

SİVASLIMISIN HEMŞERİM

BİR ŞEHRİ SEVMEK"Bır
ak ya hu sevecek şey mi şaştın" demeyiniz; ben Sivas'ı seviyorum. Bunda bir fevkaladelik yoktur, herkes doğduğu büyüdüğü şehri sever. Ama bazen sevgiyi alışkanlıkla karıştırırız. Şairin, "Bir aşk oluverdi aşinalık" diye anlattığı şey güzeldir ama sevginin alışkanlığa dönüşmesi kötüdür; içinde sevgi olmayan her bağlılığın kötü olduğu gibi. "Ben Sivas'ı seviyorum" derken uzun uzun düşündüm: "Beni buraya bağlayan alışkanlıklrım mı yoksa başka bir şey mi?" diye. Kararımı burada değil başka yerlerde verdim; güzel şehirlerde; tabiatıyla, iklimiyle, güzellikleriyle insanı sarıp sarmalayan, Sivas'tan daha güzel, daha gelişmiş yerlerde de düşündüm Sivas'ı. sonuç hep aynıydı; Sivas'a dönmek gibisi yoktu ve şair yine onikiden vurmuştu. Sizde bu duyguyu mutlaka yaşamış olmalısınız. Mesela Ankara'dan veya İstanbul'dan Sivas'a döneceğiniz zaman daha otobüse adım atar atmaz bir rahatlama duyarsınız. Sonra tekerleklerin her dönüşünde artan bir sabırsızlıkla kilometre levhalarını takip edersiniz.Sivas sevgisi büyür aşikar bir sevinç ve neş'eye dönüşür. Bir sabah erkeninin iç titreten soğuğunda istasyon caddesinin tenha kaldırımlarına atılan ilk adımda farkedersiniz Sivas'ı sevdiğinizi. Bir sabahçı kahvesinde kazan simidini çaya katık ederken çevrenizde oturan kişileri hiç tanımadığınız halde onlara yakınlık duyduğunuzda farkedebildiğiniz bir şeydir bu. Öğle vaktinin kalabalığında akşamın alacakaranlığında farkedersiniz gidecek bir yeriniz vardır. Sevdikleriniz vardır ve Sivas o anda sevdiğiniz herkesle ve her şeyle bir olur. Burası sizi ürkütmeyen endişelendirmeyen korkutmayan emin bir beldedir. Şaşırmazsınız olamdık bir sürprizle karşılaşmanın tedirginliği yoktur bu şehrin sokaklarında Burada deniz yoktur ne ufuk çizgisine kadar dalgaların hışırtısıyla öpüşen bir kumsal ne portakal ve limon çiçeklerinin baş döndüren rahiyası ne de olağanüstü güzelliklerin baştan çıkardığı bir şehir büyüsü.... Geniş caddelerin, yemyeşil parkları, sevimli ve aydınlık binaları ile modern bir şehir çizgisi de bulamazsınız. Sivas Sivas dediğiniz iki yüzbin küsür nüfuslu, asıl mevcudunun yarısını gurbet ellere göndermiş pek de bakımlı sayılmayan yazı ferah ama kışı zehir zemberek bir Orta Anadolu şehridir. Sivas'ı hiç görmeyen bir yabancı için Sivas Çifte Minare ve Gökmedrese'den ibaret gerisi her yerde bulunabilir. Nedir öyleyse bize Sivas'ı sevdiren odun kömür parası vermekten illallah deyip de soluğu Antalya'lara Bursa'lara atanları bile rahat bırakmayan o iç sızısı nedir? Memleket sevgisidir Sivas'ta selamlaşmaya bile üşendiğiniz yedi kat yabancılarla gurbette sizi sarmaş dolaş ettiren... MEMLEKET HASRETİDİR. İnsanca bir şeydir..... Sevgidir.


firatsahin

beşiktaş

beşiktaş

beşiktaş

Beşiktaş Jimnastik Kulübü
Kuruluş:1903
BJK Plaza Akaretler Süleyman Seba Caddesi,
No. 92
Besiktaş 80690 İstanbul/Türkiye
Resmi Site:www.bjk.com.tr
KURULUŞ
1900 başlarıydı ve Türkiye'de kulüp düzeyinde spor faaliyetlerinin yapılması henüz yasaktı. Yani Kral 2. Edward'ın yasaklarının aynısı bizim ülkemiz için de geçerliydi. Spor kulüplerinin kurulması ve faaliyete geçmesi de siyasal nedenlerle mümkün değildi. Saray, her türlü toplantı ve gösteri yasağı uyguluyor ve özetle gençler spor yapmak imkanından mahrum kalıyordu.Yasak ve baskılara karşın gençler kendi ülkelerindeki gurbeti, yabancı ve azınlıklara tanınan serbestliğe ulaşmak çabası içinde yeneceklerdi. Yasak ve baskı dinlemeyenler İstanbul'un çeşitli semtlerinde birleşmeye başlamışlardı. Spor sevdalısı Beşiktaş'ın ilk öncüleri 1900 başlarında harekete geçen 26 genç insan; Hüseyin Bereket Mehmet Samil (Medine Muhafızı ve Şeyhülharem Osman Paşa'nın oğulları) Ahmet Fetgeri (Bahriye Subayı), Mehmet Ali Fetgeri (Yirmi Hareketli Terbiye-i Bedeniye ve Kadın Jimnastiği" adlı kitapların yazarı.), Fuat Balkan (Trakya Bağımsızlık Mücadelesi Önderlerinden, Türkiye'ye Eskrim Sporu'nu getiren ve aile fertleriyle 4 olimpiyata katılmış ender sporculardan.), Muhittin Pasa (Beyoğlu Mutasarrıfı), Mazhar Kazancı (C. Mustafa Paşa'da 11. Suvari Alayı Mulazim, Türkiye'nin ilk jimnastik hocalarından), Nazim Nazif Ander, Haydar Bey Cami Baykurt (Politikaci, Yazar… 1945'te çıkan Yeni Dünya Gazetisi'nin sahibi), Behçet Bey (Padişah Abdülhamit'in Kuşçubaşı'sı), Şevket Cenani (Basvekil Kadri Pasa'nın oğlu), Mahmut Naci Bey (Osmanlı Mebusan Meclisi Üyesi ve Trablusgarp Milletvekili), Refik Bey(Türkiye'nin ilk eskrimcilerinden), Şükrü Pasa (Serasker Rıza Paşa'nın oğlu), Hacı Ahmet Pasa (Enver Paşa'nın babası), Kılıç Ali ( Atatürk'ün silah arkadaşı,1. devre Gaziantep Milletvekili, Gündüz Kılıç'ın babası) Ziya Karamürsel (İstanbul Milletvekili), Kenan Bey (Padişah'ın özel hafiyesi), Yüzbaşı Fethi Bey (İlk şehit pilotumuz), Şeraffettin Bey(İzmir'e ilk giren suvari subayı), Şeref Bey (Yıldız", "Çırağan" ve "Dolmabahçe" saraylarına hizmet eden çeşitli arabalarla atların muhafaza edildiği, bugünkü İnonu Stadı'nın bulunduğu yerde olan, "Has Ahır"ın en onemli yetkili amiri.) Celal Davut Hami Bey, Fuat Paşa Kamil Beyler1902 yılının Kasım'ında Serencebey'de bir araya gelmiş ve kulüp kurmaya karar vermişlerdi. Bu istek 1903 yılının Mart ayında gerçekleşecekti

tarihçe

"Beşiktaş Jimnastik Kulübü"
1903 yılının Mart ayı içinde ekserisi saraya mahsup 26 genç tarafından, Serencebey’deki "Osman Paşa Konağı"’ında kuruldu... Başlangıçta, "İstibdat Rejimi’nin baskısından kurtulamayan Beşiktaş’lı kurucu ve sporcuları, sarayın bireyleri olarak, sadece spor yapmak amacıyla bir kulüp kurma teşebbüsünde bulunduklarını Seryaver Mehmet Paşa kanalıyla Padişah II.Abdülhamid’e kanıtladıktan sonradır ki, O’nun özel izniyle faaliyetini sürdürme imkanı buldu...
Padişahın tek şartı, "İngilizlerin icadı ayak topunu oynamayacaksınız" sözleriyle belirlenmişti... Bu yüzden Beşiktaş’ın futbol faaliyeti, II.Meşrutiyet - Hürriyet Rejimi’nin ilanını takip eden yıllarda, yani ancak 1911’de hayata geçebilmişti... İlk adı "Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü" olan kulüp, faaliyetinin daha net bir şekilde anlaşılması için, isminde bir değişiklik yapmış ve "OSMANLI BEŞİKTAŞ TERBİYE-İ BEDENİYE MEKTEBİ" adını alarak, Saray Emniyet Teşkilatı’na gerçek amacının sadece "gençlere spor yaptırmak" olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı...

1908’de ilan edilen "İkinci Meşrutiyet"in arkasından, "Cemiyetler Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle spor kulüplerinin bağlı oldukları kaymakamlıklarda tescil işlemlerini yaptırmaları sonucunda, siyah-beyazlı kulübün adı bu defa da "OSMANLI BEŞİKTAŞ JİMNASTİK KULÜBÜ" oldu. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte "Osmanlı" sözcüğü kaldırtılarak isim, bugünkü son şeklini aldı... Beşiktaş’ın ilk renkleri Kırmızı-Beyaz’dı... "Balkan Harbi" sırasında binlerce vatan evladının şehit düşmesi ve Balkanlar’ın önemli bir bölümünün kaybı üzerine teessüre kapılan Beşiktaş Kulübü, fevkalade kongreye başvurmuş, ittifakla aldığı kararla: "Balkan topraklarının tamamı, tekrar Türk milletinin oluncaya kadar, Kırmızı-Beyaz olan renklerini "Siyah-Beyaz"a çevirmiştir... Beşiktaş’a "KARAKARTAL" lakabı ise, 1932-1933 sezonunda Fenerbahçe ile oynanan "Lig Şampiyonluğu Finali’nde verilmiştir. Şeref Bey’in ölümü münasebetiyle simsiyah formalarla maça çıkan Beşiktaş Takımı, 90 dakika tek kale oynadığı oyunda, ezeli rakibinin kalesine tam 66 akın yapınca, seyirciler; "Karakartallar gibi saldırıyor" haykırışlarıyla, ona yepyeni bir ünvan bahsetmişlerdir...

O gün, beraberlik halinde dahi Fener’in şampiyon olacağı bu kritik maçta, Beşiktaş’ın nizami golünü iptal eden hakem Kemal Halim’in taraflı tutumu, Siyah-Beyazlı Takım’ı hakettiği bir başarıdan men etmiştir. Çok değil bir sezon sonraki karşılaşmalarda ise Beşiktaş hem İstanbul Ligi’ni hem de Türkiye Futbol Şampiyonluğu’nun kazanarak, bir yıl evvel kendisine yapılan haksızlığa en anlamlı cevabı vermiştir.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Osmanlı Sarayı’na mensup ailelerin fertleri tarafından bir spor teşekkülüdür. Kurucuları, yöneticileri ve sporcuları arasında, "müşir"ler, "seryaver"ler, "elçi"ler kara, hava, deniz subayları, çok iyi eğitim görmüş meslek sahipleri daima çoğunluğu teşkil etmişlerdir.... Bununla beraber, bu "saray kulübü" zamanla kapılarını halk kesimlerine de açmakta sakınca görmemiş ve iyi ahlaklı olması şartıyla, işçi, esnaf gibi küçük işlerle uğraşan sporculara da bünyesinde "spor yapma imkanı" vermiştir. Üstelik her dönemde....
İş ve göreve bağlılık, cemiyetlerin bünyesinde önemle üzerinde durulan bir husustur. Eskiler buna "vazife mukaddesatı" derler...
Bu özelliklerden uzak kalan fertler, takdir ve tasvip göremez, tenkit konusu olurlar. Ferdin cemiyetle bu en yakın ilişkisi, meslek gruplarının doğmasına ve çeşitlenmesine sebebiyet vermiştir. Fertler de şahsi yeteneklerine, yetişme olanaklarına göre bu meslek gruplarına katılarak, gerek kitleye karşı sorumluluklarını ve gerekse yaşamlarını sürdürme yollarını sağlarlar... Uzun tahsilin, geniş kültürün getirdiği meslekler yanında, basit metodlarla elde edilen iş ve görevlere de rastlanır toplumumuzda... Böylece gruplarda kademe, kademe bir irtifa görülür. İleri cemiyetlerde insanlar, jüri durumundaki toplum, her çeşit meslek grubuna layık olduğu değeri verdiği gibi, dürüstlük çerçevesi içinde yapılan her işi, mukaddes ve muteber sayar...Zaten "zirvesiz bir piramit olamayacağı gibi, tabansız bir zirveye de rastlayabilmek mümkün değildir" dünyamızda.... Nedense bu gerçeğin maddi cephesindeki fizik kaidesi, mukaddesatta eşitliğe ulaştığa halde, aynı değerlendirme, manevi cephesinde müşahade edilemiyor.... Beşiktaş’a rekabetin en fazla görüldü spor sahalarında tahkir edercesine ve çalışma hayatımızı manalandıran iş, meslek piramidinin bir seviyesine tecavüze yeltenerek "ARABACILAR" diye bağıranlara şu suali sormak lazım: Acaba mühendisler, avukatlar, doktorlar, diplomatlar ya da bakkallar, ameleler köfteciler yakıştırmaları şeklinde bağırsalardı. Siyah-Beyaz renkler için ne farkederdi?
Ne gibi bir hissiyatın tesiri altında kalırlardı Siyah-Beyazlılar. Şüphesiz ki hiç... Ancak, yıllardır Beşiktaş’ın tarihi ile iç içe olmuş bir araştırmacı olarak bu camianın bilinmeyen yönlerini spor kamuoyuna anlatmak, öğretmek ve bazı kendini bilmezleri biraz olsun aydınlatmak, meslek ilkemizdir.... Açıklayalım: Beşiktaş Jimnastik Kulübü spor tarihini tetkik edenler bilirler. Osmanlı Sarayı bünyesinde oluşmuş olan bu gençlik teşekkülü "İstibdat Dönemi" nin zor şartlarına rağmen, bir spor akademisi hüviyeti taşıdığı içindir ki, Padişah II.Abdülhamit’in özel izniyle faaliyetlerini sürdürebilmiştir. Başlangıçta onlar bile meşhur "Hasan Paşa Karakolu" na davet edilip sorguya çekilmiştir, Seryaver Mehmet Paşa’nın müdahalesiyle, zindana atılmaktan, Fizan’a sürülmekten son anda kurtulmuşlardı... Her birinin saraya mahsup aile fertleri oluşları, amaçlarının sadece spor yapmak ve yeni sporcular yetiştirmek üzere planladığı açıklık kazandığı içindir ki, bir ayrıcalığa sahip olabilirmiştir.
Beşiktaş’lı sporcular, İstabli Amire (Has Ahır) Müdürü’nün de Beşiktaş’a katılmasından faydalanarak, Serencebey’deki idman mahalli olan "Osman Paşa Konağı"na gidip, gelirlerken, Dolmabahçe Saray Arabaları’ndan istifade etmeye başlamışlardı. Her hareketin göze battığı ve dedikodu mevzuu olduğu o günlerde, saray arabalarıyla haftanın muayyen günlerinde yapılan bu seyahatler, halkın Beşiktaş’lı gençlere: "SARAY ARABALARIYLA GEZEN GENÇLER" ya da "SARAY ARABALILAR" şeklinde isimler takmalarına sebep olmuştur.... O zamanlar, samimi ve sıcak bir ifadenin mahsulü olan bu tabirler, herhalde zaman geçtikçe Beşiktaş’ın ihtişamı karşısında tedirgen olan rakip taraftarlarca istismar edilerek, "ARABACILAR" olarak değiştirilmiştir. Konumuzun başında da ifade ettiğimiz gibi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde saraydan doğup serpilen, yaşamını Cumhuriyet Türkiye’sine taşıyarak asırlık bir çınar ağacı gibi, sportif ve sosyal etkinlikleriyle "dev bir görüntü" arzeden Beşiktaş Jimnastik Kulübü, üst düzey her meslek grubuyla olduğu kadar, işçisi, esnafı ile de ifthar eden bir cemiyettir...

BİR KISIM AZINLIKLARIN TEŞVİKİ İLE YUNANLI SUBAYLAR BEŞİKTAŞ KULÜBÜ LOKALİNİ YAĞMA ETMİŞLERDİ.

1918 yılında "1.Cihan Harbi" sona ermiş ve "Mondros Mütarekesinin" tabii sonucu olarak 13 Kasım 1918 günü müttefikler İstanbul’u işgal etmişlerdir. O günlerde Beşiktaş Jimnastik Kulübü Akaretler’deki lokali elinden alındığı için Beşiktaş Çarşısı bir kilise binasında ikamet etmek mecburiyetinde kalmıştı. Siyah-Beyazlılar burada çok acı bir felakete uğradılar ve 1903 ile 1918 yılları arasında elde ettikleri tüm şild, kupa, madalya, flama gibi şampiyonluk göstergelerini, çok önemli belgelerle, fotoğraflarını kaybettiler. İstanbul’un işgalini takip eden günlerde, kulübün bu son lokali rumlar tarafından ele geçirilmişti.
Beşiktaş Jimnastik Kulübünün faaliyetlerini ve parlak başarılarını çekemeyen bu kimseler, Yunan Subaylarını da aralarına alıp, tecavüz planlarını fiiliyata dökmekten çekinmediler. Azınlıklar arasında Fısıltı Gazetesi’yle yayılmış olan "Beşiktaş Kulübü, Mustafa Kemal Paşa ile gizli işbirliği yapıyor" söylentileri şüphesiz yağmalamanın asıl sebebi olarak gösterilebilir. Ata’nın Beşiktaş Kulübü’ne yaptığı ziyaretleri ve 56 sahasında gerçekleştirdiği sohbetleri gören (Fuat Balkan tarafından çekilmiş) fotoğraflarda maalesef bu yağma sırasında telef oldular.

BU ACININ NE DEMEK OLDUĞUNU FENERBAHÇE’DE ÇOK İYİ BİLİR VE AÇTIĞI YARAYI HİSSEDER

Fenerbahçe Kulübü 94 yıllık tarihinde birçok acılar çekti ve felaketler yaşadı. Bunların en talihsizi şüphesiz 1932 yangınıdır. Sarı-lacivertlerin 1914 yılında yerleştiği Kuşdili Semti’nin o dönemdeki en gösterişli binası 5-6 Haziran 1932 gecesi birkaç saat içinde 25 yıllık varlığının bütün şerefli anılarıyla birlikte yanıp küloldu. Tıpkı Beşiktaş’ta olduğu gibi, Şampiyonluk kupaları şildler, birincilik madalyaları, flamalar ve en acı olanı önemli evraklar, fotoğraflar alevler arasında birer birer yokoldular. 1918’de Atatürk’ün imzaladığı "Şeref Defteri" de tesadüfen yöneticilerden birinde olduğu için bu önemli belgenin yok olması önlenmiş oldu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Atatürk’ün Beşiktaşla ilgisi "Yıldırım Orduları Kumandanlığı" görevine başlamadan önce ve 1915’te "Çanakkale Müdafihi" olarak adını dünya tarihine yazdırdığı günlerde başlamıştır. Bunu kanıtlayan belgelerden biri olarak Akaretler Yokuşu üzerinde oturduğu 76 nolu binanın dış kapısı yanındaki "Mermer Kitabe’"de şu satırlar yer almaktadır: "Atatürk, 1.Dünya Savaşı’ndan düşmana karşı İstanbul’u koruyup kurtaran, Çanakkale Müdafihi Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Paşa iken bu evde kiracı olarak kalmıştır." Çanakkale Savaşı 19 Şubat-1 Aralık 1915 tarihleri arasında cereyan ettiğine göre Atatürk-Beşiktaş diyaloğunun 1915 yılında başladığı bu belgeyle açık seçik ortadadır. Uzun lafın kısası, bu belge de göstermektedir ki, Ulu Önder Atatürk’ün ilk gözağrısı başka bir deyişle gençlik ateşini yaktığı ilk spor kulübü BEŞİKTAŞ’tır. Beşiktaş kurucularından eskrimci Fuat Balkan Mustafa Kemal Atatürk’ün yakınlık duyduğu asker sporculardan biriydi. Milli mücadele yıllarında Makedonya ve Batı Trakya’daki kahramanlıklarından sonra emrindeki üç melis taburunu 17 Eylül 1917 günü Drama’dan hareketle Türkiye’ye getiren Fuat Balkan’ın umumi karargahı paha biçilmez bir hediye şeklinde Türk ordusuna kavuşturduğundan kendisini nasıl tebrik edeceğini bilememişti. Mustafa Kemal Atatürk, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı görevine başlamadan önce 1916’nın ilk günlerinde, Akaretler’deki evinin arka kapısından Beşiktaş Jimnastik Kulübü idman sahasına inmiş (Şimdiki Plazaların bulunduğu alan) Ahmet Fetgeri ile Fuat Balkan Beyleri yanına çağırıp, kendileriyle şu konuşmayı yapmıştır:

"EFENDİLER, SİZLERİN VE SPORCULARINIZIN CİDDİ ÇALIŞMALARINI, ÇEVİKLİK VE MAHARETLERİNİ UZUN ZAMANDAN BERİ BÜYÜK BİR ZEVKLE, DİKKATLE İZLİYORUM. SPORDAN YOKSUN BİR GENÇLİK NASIL Kİ VATAN MÜDAFASI SIRASINDA ETKİLİ OLAMIYORSA İNSAN DENEN VARLIĞIN KAFA YAPISI DA NE DERECE TEKAÜL EDERSE ETSİN, BEDENİ İKİŞAFI NOKSAN VE YETERSİZ OLURSA O VÜCUT O KAFAYI İLERİYE GÖTÜREMEZ, TAŞIYAMAZ. BUGÜN BÜNYENİZDE TOPLAYIP, İBNİ METODLARLA YETİŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞINIZ BU GENÇLER, TAM ANLAMDA BEDENEN VE FİKREN GELİŞTİKLERİ ZAMAN VATAN MÜDAFASINDA İLMİ SAHALARDA OLDUĞU GİBİ SPOR ALANLARINDA DA AVRUPALI HASIMLARINA TÜRK’ÜN ÖLMEZ GÜCÜNÜ İSPAT EDECEKLERDİR. SİZİ CANDAN KUTLAR, BAŞARILARINIZI HER ZAMAN DUYMAK İSTERİM"....

1961 yılında kendisiyle Beşiktaş Tarihi adına yaptığım bir söyleşide Beşiktaş Kurucusu, Türkiye’nin ilk Güreş Federasyonu Başkanı ve Yazar Ahmet Fetgeri’den aldığım bu Ata’ya ait söylev gerçekte siyah-beyazlı camiaya Atatürk’ün bir vasiyeti olmuştur.
Atatürk’ün Samsun’da milli mücadeleyi başlatarak Türk Milletine istikbali için yeşil ışık yaktığı önemli gündür.Bu bayramın mucidi ise Beşiktaş Kulübüdür. Cumhuriyetin onuncu yılını takip eden yıllarda Beşiktaş Kulübünün büyükleri ebedi şef Atatürk’e gençliğin beslediği sevgi ve saygıyı dile getirebilmek amacıyla "Atatürk Spor Günü" tertip etmeyi planlamışilardı. Sonuçta kardeş kulüpler Galatasaray, Fenerbahçe ve Güneş ile de dayanışma içine giren Beşiktaş Jimnastik Kulübü 24 Mayıs 1935 günü 20.000 sporseverin doldurduğu Fenerbahçe Stadı’nda bu organizasyonu gerçekleştirmiş ve büyük sansasyon yaratmıştı. Türk spor teşkilatının 1937 kongresinde Beşiktaş kadar Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakının kurulmasında en önemli rol oynayan yöneticilerden biri olan Ahmet Fetgeri ilk gün kürsüye çıkmış ve 19 Mayıs’ın bir gençlik ve spor bayramı olarak her yıl kutlanmasını teklif etmiştir. Bu güzel ve anlamlı tasarı alkışlarla hemen kabul edilmiş ve Atatürk’ün de onayı alındıktan sonra 20 haziran 1938 günü 3466 sayılı kanunla yürülüğe girmiştir spor yaşamımızda. İşte Atatürek ve Beşiktaş birlikteliği bu boyutlara kadar tırmanmış, Türk spor tarihinin en anlamlı en gerçek olaylarından biridir.

şampiyonlukl kadroları

1958/69
Varol, Necmi, Kamil, Münir, Özcan, B.Ahmet, Gürcan, Kaya, Nazmi, Recep, K.Ahmet, Sofyanidis, Coşkun, Sedat, Faik, Celal, Güneş
1959/60
Necmi, İlhan, Münir, Tuncay, Bahattin, Sabahattin, Faik, K. Ahmet, Nazmi, Arif, Birol, Şenol, Kaya, Mustafa, Sabri, Ayhan, Cengiz, Nevzat, Doğan
1965/66
Yusuf, Sanlı, Coşkun, Yavuz, Fehmi, Suat ,Süreyya, Necmi, K.Ahmet, K.Rahmi, Kaya.
1966/67
Yusuf, Faruk, K.Ahmet, Fehmi, Sabri, Kaya, Sanlı, Süreyya, Sami, Fethi, Erkan
1981/82
Adem, Rasim, Süleyman, Samet, Mehmet Ekşi, Ulvi, Kadir, Riza, Fikret, Serdar, B. Haluk, Ziya, Necdet, Bora, Tuğrul, Ali Kemal, Şaban, Kenan, Atilla, Burhan, K. Haluk
1985/86
Zafer, Adem, Ulvi, Samet, Kadir, Gökhan, B.Haluk, Tevfik, Ziya, Fikret, K.Haluk, Tekin, Rıza, Necdet, Bora, Sinan, Metin, Ali, Feyyaz,Kovaçeviç
1989/90
Engin, Recep, Gökhan, Kadir, Ulvi, Rıza, Şenol, Mehmet, Walsh, Halim, Zeki, İsmail, Turan, Saffet, Metin, Ali, Feyyaz
1990/91
Engin, K.Metin, Recep, Gökhan, Ulvi, Hamit, Kadir, Rıza, Mehmet, Şenol, Walsh, Turan, Mutlu, Halim, Wilson, Zeki, Metin, Ali, Feyyaz
1991/92
Bako, Recep, Gökhan, Kadir, Ulvi, Rıza, Hamit, Sergen, Şenol, Zeyer, Zeki, Turan, Halim, K.Metin, Mutlu, Mehmet, Ali, Feyyaz
1994/95
Aumann, Şener, Gökhan, Recep, Alpay, K.Ali, K.Metin, Serdar, Hüseyin, Sertan, Rıza, Madida, Sergen, Mehmet, Sverisson, Mutlu, Ertuğrul, Oktay, Metin, Ali
2002/03
Oscar Cordoba, Tolga Doğantez, Tayfur Havutçu, Ahmet Yıldırım, Guiaro Ronaldo, Yasin Sülün, Ahmet Dursun, Daniel Gabriel Pancu, Sergen Yalçın, Bayram Bektaş, Tamer Tuna, Federico Gıuntı, Constantin Marius Maldarasanu, Evren Gayır, Niyazi Güney, Kaan Dobra, İbrahim Üzülmez, Pascal Oliver Nouma, N. Yasin Yıldız, Eser Yağmur, İlhan Mansız, Ali Cansun Begeçarslan, Carlos Antonio Zago, Göksel Gencer, Zafer Demiray, Serdar Topraktepe, Ali Eren Beşerler, Tümer Metin

antrenörler



1911-1925
Şeref Bey
1925-1935
Zinger (Macaristan)
1935-1944
Refik Osman Top
1944-1946
Charles Howard (İngiltere)
1946-1947
Refik Osman Top
1947-1948
Meazza (İtalya)
1948-1949
Hakkı Yeten
1949-1950
Eric Keen (İngiltere)
1950-1954
Hakkı Yeten
1954-1955
Sandro Puppo (İtalya)
1955-1956
Cihat Arman
1956-1957
Mesaros (Macaristan)
1957-1958
Esref Bilgiç
1958-1959
Remondini (İtalya)
1959-1960
Andrea Kutik (Macaristan)
1960-1961
Sandro Puppo (İtalya)
1961-1963
Şeref Görkey
1963-1964
Recep Adanır - Melcihor (Avusturya)
1964-1967
Lubisa Spajiç (Yugoslavya)
1967-1968
Jane Janevski (Yugoslavya)
1968-1969
Milev (Bulgaria)
1969-1970
Çiriç (Yugoslavya)
1970-1971
Teoderescu (Romanya)
1971-1972
Gündüz Kılıç
1972-1974
Abdullah Gegiç (Yugoslavya)
1974-1975
Metin Türel
1975-1976
Horst Buhtz (Almanya)
1976-1977
Gündüz Tekin Onay
1977-1978
Milos Milutinoviç (Yugoslavya)
1978-1979
Dogan Andaç
1979-1980
Serpil Hamdi Tüzün
1980-1981
Metin Türel - Dorde Miliç (Yugoslavya)
1981-1983
Dorde Miliç (Yugoslavya)
1983-1984
Dorde Miliç (Yugoslavya)- Ziya Taner
1984-1986
Branko Stankoviç (Yugoslavya)
1986-1987
Milos Milutinoviç (Yugoslavya)
1987-1993
Gordon Milne (İngiltere)
1993-1996
Christoph Daum (Almanya)
1996-1997
Rasim Kara
1997-1998
John Benjamin Toshack (Galler)
1998-1999
John Benjamin Toshack (Galler) - Fuat Yaman - Karl Heinz Feldkamp (Almanya)
1999-2000
Hans Peter Briegel (Almanya)
2000-2000
Nevio Scala (İtalya)
2000-2002
Christoph Daum
2002-2004
Mircea Lucescu
2004-2005
Vicente Del Bosque - Rıza Çalımbay
2005-2005
Rıza Çalımbay
2005-2007
Jean Tigana

2007-2008
Ertuğrul Sağlam
2008-...
Mustafa Denizli


ÇARŞI dönüyor!

İyi günde-kötü günde, yağmurda-çamurda takımını yalnız bırakmayan ÇARŞI, nihayet kepenklerini açtı Mayıs ayı sonunda "Dinlenmeye çekiliyoruz" diyen taraftar grubu, İnönü'deki mabedine geri geliyor....

İKİ AY ARA VERDİLER

Evet yanlış okumadınız, ÇARŞI geri dönüyor... Mayıs ayının sonunda yapılan 'Asi Ruh Belgeseli'nin galasındaki şok açıklama ile tribünlerden ayrılacağını duyuran ÇARŞI, hasrete daha fazla dayanamadı.. "Sessizce ayrılmak geçti içimizden.. Hem bu limandan, hem bu can evimizden. Geride bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız" diyerek iki ay önce tribünlere veda eden ÇARŞI, kapattığı kepenklerini yeniden açıyor...

KIRGIN VE KIZGINLARDI

Neden gitmişlerdi? Kırgın ve kızgınlardı... İyide-kötüde, yağmurda-çamurda, galibiyette- hezimette hiçbir gün yalnız bırakmamışlardı takımlarını... Hep destek, tam destek mantığıyla hareket eden ÇARŞI, bir anda ummadığı bir tepkiyle karşılaşmıştı: Satılmış ÇARŞI!.. Belki de sonun başlangıcıydı bu. Onların da bir sabrı vardı ve taşmıştı... Haklılardı ya da haksızlardı... Fakat gitmenin, kalmaktan daha doğru olacağına inanmışlardı bir kere... "Mecburi" birlikteliği, "yaralı" ayrılığa tercih ettiler.

KAZANMAK ŞART DEĞİL

Halbuki kazanmak her şey değildi onlar için... Mağlubiyette bile, "Böyle oynayın canımızı verelim" diyecek kadar yürekli, "O forma kutsaldır, nasip olmaz herkese" diyecek kadar cesurlardı... Sevenleri olduğu kadar, sevmeyenleri de vardı... Onların da, hepsine verecek bir cevapları vardı!.. Tribünlere farklı bir boyut, maçlara bambaşka bir hava getirmişti ÇARŞI... Yeni sezonda ÇARŞI'sız bir tribün nasıl olacak diye düşünüyordu herkes... Taraftarı, yöneticisi, futbolcusu, medyası, hepsi...

ONLARIN AŞKI RENKLERE

Pankartları, tezahüratları, desibelleriyle futbolun rengiydi onlar. "Erkek adam, renkli takım tutmaz" deseler de, renkli bir topluluktu ÇARŞI... Şöhreti Avrupa'ya taşan, futbolun patronları UEFA'dan ve FIFA'dan bile takdirname alan bu karizmatik taraftar grubu, yeni sezon öncesi belki de en radikal kararını almalıydı. Onlar için kişiler değil, kurumlar önemliydi... Onların aşkı renklereydi.. Bu ayrılığa daha fazla dayanamıyorlardı. Siyah-beyaz bir aşk hikayesiydi bu, film gibiydi...

ZAMAN HER ŞEYİN İLACI

Ayrılık kararlarına kimse inanamamıştı... Beşiktaşlısı ağlıyordu, F.Bahçe ve G.Saraylısı şaşkındı... Ezeli rakipler bile "ÇARŞI, bize karşı olmalı" diyorlardı... Geri dönüş ısrarlarına, yapılan manevi baskılara, camiadan gelen "Siz olmadan olmaz" söylemlerine rağmen, geri adım atmamıştı ÇARŞI. Ama derler ya "Zaman her şeyin ilacıdır" diye... Bu süreç içinde dinlendiler, düşündüler, tartıştılar ve son kararlarını verdiler: Geliyoruz!... Ne zaman mı? Belki yarın, belki yarından da yakın...


Kaynak: Sabah